Türkiye-Rusya ve bölgesel denge

17.03.2017

284 Kişi Okumuş

0 Yorum

Türkiye-Rusya ve bölgesel denge

Kütüphanemdeki Erhan Afyoncu’nun Osmanlı İmparatorluğu, J. Von Hammer’in Osmanlı

 

Tarihi- Devlet-i Aliye ve Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın 6 Ciltlik en kapsamlı Osmanlı tarihi

 

olduğunu varsaydığım “Büyük Osmanlı Tarihi” kitaplarına çabucak bir göz attım.

 

Buna sebep, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın Türkiye-Rusya Üst

 

Düzey İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısına katılmak için Rusya’ya gitmesiydi.

 

Osmanlı İmparatorluğu tarihine göz atmamın bir başka nedeni de Cumhurbaşkanı’nın

 

beraberinde Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat

 

Albayrak. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Savunma Bakanı Fikri

 

Işık, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet

 

Arştan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ile Türk Ordusunun en yüksek rütbeli

 

subayı Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın en üst makamında

 

görev yapan Müsteşar Hakan Fidan’ın olmasıydı.

 

Rusya’nın dünya tarihinde yer alması Dokuzuncu yüzyılın sonlarında başlar. Aradan geçen

 

yaklaşık bin yıllık süreç içinde Osmanlı Devleti ve Rusya arasında hiç böylesine üstü düzey

 

siyasi bir görüşme ve işbirliği olmamış. İşte benim dikkatimi çeken de görüşmenin bu yönü.

 

1950-1960 yılları arasında Türkiye’de iktidarda olan Demokrat Parti 1954 ve 1957

 

seçimlerinde halkın büyük bir desteğini alırken, Başbakan Adnan Menderes ve bana göre

 

Dışilişkiler dâhisi olan Fatin Rüştü Zorlu, Batı dünyasının Türkiye’yi “sesi sedası çıkmayan,

 

itiraz etmeyen ve kendileri ne isterse yapmak zorunda olan bir devlet konumunda tutmak

 

istedikleri”nin farkına varmışlar ve yüzlerini yavaş yavaş Rusya’ya doğru döndürme girişimi

 

başlatmışlardı.

 

Türkiye 1955 yılı Nisan ayında Endonezya’nın Bandung kentinde Asya-Afrika zirvesine katıldı.

 

Bu bir ilkti ve NATO üyesi başka bir devlet yoktu zirvede. Aynı yılın haziran ayında Devlet

 

Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu’nun 300 milyon dolarlık bir kredi temin

 

etmek üzere ABD’de uzunca bir süre kaldıktan sonra Türkiye’ye elleri boş olarak dönmesi Batı

 

ile Türkiye’nin arasının açılmasının başlangıcını oluşturdu.

 

Türkiye’nin Batı’dan beklediği kadar ekonomik yardım alamaması, Türkiye-Rusya ilişkilerinin

 

iyileşmesini sağladı ve 1960 yılının başından itibaren Sovyet Rusya ile Türkiye arasındaki

 

ilişkiler de yumuşama başladı. Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında Başbakanlar düzeyinde

 

ziyaret 1960 yılı Nisan ayının 11’de gündeme geldi, mutabakat sağlandı ve Temmuz ayında

 

yapılması kararlaştırıldı.

 

Yıllardır Türk halkını komünizm tehlikesinin varlığına inandıran, Rusya’yı öcü gibi tanıtmak

 

için elden geleni ardına koymamış olan Batı, Demokrat Parti’den kurtulmak ve Türkiye-Rusya

 

ilişkilerinin gelişmesini önlemek için adına aynı yılın Mayıs ayında TSK içindeki yandaşlarına

 

“Devrim” dedikleri askeri bir darbe yaptırarak, Batı’ya baş kaldırmayı ve Türkiye’yi kimseye

 

muhtaç olmadan kendi ayakları üstünde durdurma çalışmalarını başlatan DP hükümetini

 

yıkmışlardı.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

 

Araştırmacı – Yazar

 

E-mail : ata.atun@atun.com Mobil : 0548 871 1111

 

Aklıma 15 Temmuz 2016 öncesi Türk-Rus ilişkileri ve 24 Kasım 2015 günü yaratılan uçak krizi

 

geldi. Uçak krizinin Türkiye-Rusya ilişkilerini bozması yeterli bulunmamış olmalı ki, buna

 

ilaveten, Türkiye-Rusya ilişkilerini tamamen koparmak için 15 Temmuz 2016 günü, 27 Mayıs

 

1960 tarihinde yapılmış askeri darbenin benzerine teşebbüs edilmesi yarım asır önceki

 

senaryonun gene sahneye konduğunu göstermekte.

 

Ama bu seferki, geçmişten çok farklı. Türkiye, Batı’ya muhtaç, iyi çocuk ve ne olursa olsun, ne

 

yapılırsa yapılsın ses çıkarmayan müttefik adıyla yıllarca kandırılmış bir ülke değil artık.

 

Bölgenin lideri, figüran değil senaryo yazan bir ülke. Beğenilse de beğenilmese de “Küresel

 

aktör”lerden de bir tanesi.

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Kremlin’de gerçekleştirdiği

 

zirve öncesinde “Askeri kurumlarımız ve istihbarat teşkilatlarımız düzeyinde bu kadar güven

 

içeren ve etkili bir diyalog kurulmasını kimse beklemiyordu. Moskova böyle olduğu için çok

 

memnun. İlişkilerimizin hak ettiği seviyeye çıkması için aktif biçimde çalışıyoruz” demesi,

 

bence Türk-Rus ilişkilerinin ne denli derin ve güçlü olduğunu ortaya koyuyor…

 

Batı’nın yıllardır çömez gözüyle baktığı, “başına vur, lokmasını al” diye gördüğü uysal Türkiye

 

yok artık…

 

Prof. Dr. Ata ATUN

 

e-mail: ata.atun@atun.com veya ata.atun@gmail.com

 

http://www.ataatun.org

 

Facebook: AtaAtun1

 

 

17 Mart 2017

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz